Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
boşluk
   Cevap Ekle  
Toplam Cevap: 19
Forumlar >> Off Topic >> Yetim boşluk
Sayfalar: 1, 2  Sonraki
Kutudaki yazılı sayfaya git -->
Yazar Yetim
offline ~~BünyaS~~
Mesajlar: 3307

96988


Kolsuz, ayaksız, kanatsız kalmış bir kuştur yetim. Ağlar, yanaklarında kurur gözyaşı. Acıkır, midesinin konserini dinler kendisi. Duvar diplerinde çizer, yalnızlığın resmini. Boynu bükük olmayı en iyi onlar bilir.
Masumiyet en çok onlara yakışır.

Şefkate en çok onların ihtiyacı vardır.

Zemheride sevgisizliktir onları üşüten; soğuk değil.

İşte öyledir yetim?

Arkadaşlarının arasında arkadaşsız; kalabalıkların içinde yalnız?

Böyle bir yetimi buldunuz, gördünüz mahallenizde, sokağınızda, sınıfınızda, okulunuzda.

Sofranızdaki, çantanızdaki yiyeceklerinizi paylaştınız onunla.

Evinize, sofranıza çağırıp sıcak bir çorba içirdiniz ona.

İyilik kanatlarınızın altına aldınız onu, kalp sıcaklığıyla ısıttınız yanaklarını.

Yalnızlık sarayının billur odalarından çekip alarak oradan kurtardınız onu.

Müjdeler olsun size!

Ne mutlu size!

İşte bir muştu size!

Sahabe efendilerimizden İbn-i Abbas (ra) anlatıyor:

Resûlü (sas) buyurdu ki:

- Kim Müslümanlar arasından bir yetim alarak yiyeceğinden ve içeceğinden yedirirse, affedilmez bir günah işlememişse, onu mutlaka cennete koyacaktır.

Böyle güzel bir işi yapmışsanız müjdeler olsun size!

Ne mutlu size!

Akrabalarınıza, komşunuza, annenize, babanıza, konu komşunuza, hısım akrabanıza bir gül gibi sunulacak bir haber işte.

Siz de olabilirdiniz gözyaşıyla üşüyen.

Siz de olabilirdiniz bayramın anlamını unutan; hatta hiç bilmeyen.

Biliyorsanız şükredin.

Biliyorsanız aralayın cennetin kapısını.

Aralayın kapılarınızı sıcak sofralarınızda bir yetimi ağırlamak için.

O zaman Efendimiz (sas)'in yukarıda söylediğimiz sözleri bir müjde olacaktır.

Böylesi bir sevaba nail olmak için adım atmamışsanız, hâlâ fırsatınız var demektir.

Yetimler, garipler, kimsesizler sizi bekliyor bir yerlerde.

Cennet sakinleri de cennette sizleri?

mustafa oğuz

02-09-2008 00:07 | cevapla | Şikayet Et!
offline ~~BünyaS~~
Mesajlar: 3307

96988
Sahabelerden biri Efendimizin (s.a.v.) yanına gelerek:

-Ya Resullullah,dedi.Kalbim katılaştı,ne duygulanabiliyor,nede ağlayabiliyorum.Tavsiyeniz nedir?

Efendimiz (s.a.v.)

-Bir yetimin başını okşa,diye buyurdular.İçinde birşeylerin kımıldandıgıni hissedeceksin.

02-09-2008 00:11 | cevapla | Şikayet Et!
offline ~~BünyaS~~
Mesajlar: 3307

96988
Resûlü (sas) buyurdu ki:

- Kim Müslümanlar arasından bir yetim alarak yiyeceğinden ve içeceğinden yedirirse, affedilmez bir günah işlememişse, onu mutlaka cennete koyacaktır.

02-09-2008 00:12 | cevapla | Şikayet Et!
offline AEON
Mesajlar: 1772

131350
Allah razı olsun kardeşim.

02-09-2008 00:38 | cevapla | Şikayet Et!
offline BetSon [aşk artık du...
Mesajlar: 438

105789
paylaşım için teşekkürler..

02-09-2008 01:26 | cevapla | Şikayet Et!
offline İLLeGaL..
Mesajlar: 1722

102927
biizmle paylastıgın icin

02-09-2008 01:47 | cevapla | Şikayet Et!
offline unutulanboy
Mesajlar: 19

154973
ALLAH RAZI OLSUN ŞU AYLARDA GÜZEL BİR PAYLAŞIM DOĞRUSU.

02-09-2008 01:55 | cevapla | Şikayet Et!
offline Rau
Mesajlar: 80

154387
saol bılader..

02-09-2008 05:00 | cevapla | Şikayet Et!
offline bebeto
Moderatör
Mesajlar: 11273

51895
Ölümün soğukluğunu hissetmek herhâlde buydu. Gerçekten de ölüm denen şey yaklaşınca, bütün korkunçluğunu insanın üzerine bırakıyordu. Bu korkunçluk bir askeri yıldıramaz ya da korkutamazdı, fakat geride kalanları düşünmek! İşte bu en sert yüreği bile inceltmeye yetiyordu. Hele bu geride kalanlar ayın on dördünü kıskandıracak güzellikte bir eş ve daha “baba” demeye bile başlamayan bir küçük yavruysa, o yürek yerinden çıkıyor, kendi kendini taşlara vurup parçalıyordu.

Çatışma çıkalı yirmi dakika olduğu hâlde ortalık cehenneme dönmüştü. Yavuz da bu cehennemin tam ortasında kalmış, var gücüyle çarpışıyordu. Bundan önce de birkaç kez çatışmışlardı ama anlaşılan bu sefer ki öbürlerinden daha acımasızdı. Kolay değil, gecenin üçünde karakola teröristler ağır silahlarla saldırmışlar ve belli ki planı çok önceden yapmışlardı. İşte şimdi hedeflerine ulaşmak için o iğrenç namlularından çıkan hain kurşunlarını karakola ve askerlerin üzerlerine fırlatıyorlar, karakoldaki askerleri devirebilmek için ateşin ardını arkasını kesmiyorlardı.

Yavuz, on ay boyunca ilk defa böyle çetin bir savaş görüyordu. Bu savaş, tatbikat ya da eğitimlerden çok farklıydı. Eğitimlerde olduğu gibi silahların patladığı yeri, namluların doğrulduğu tarafları bilmiyordu. Her yerden ateş sesleri geliyor, karakolun karşısındaki tepeden gelen patlama sesleriyle karakoldan fırlayan mermilerin korkunç çığlıkları birbirini kesiyor, bu da insan beyninde yıkıcı bir gürültü yaratıyordu. Yavuz, şimdi eğitim sırasında öğrendiği her şeyi uygulayacaktı. İşte, kar altında da güneş altında da, gece gündüz demeden yaptırdıkları şu eğitimlerin işe yarayacağı zaman gelmişti.

Karakol tarafında da müdafaa yamandı. Nöbetçilerden biri dört aylık asker olduğu için acemiydi ve ilk gelen bombayla şehit olmuştu ama Yavuz’un ve bu askerin komutanı olan Yılmaz Üstçavuş, gözyaşını içine akıtıp derhal vuruşmaya koyulmuştu. İlk önce bombanın geldiği yöne doğru fırlattığı bir başka bombayla haine cevap vermiş, ardından aceleyle davranıp, her gece en yakın arkadaşlığını yapan, biricik yoldaşı uzun namlulu silahıyla ölüm saçmaya başlamıştı.

Yılmaz üstçavuş renkli bir kişiydi. Yaşı daha genç olduğu hâlde üç kere nişanlanmış, üçünde de bir yol işin sonunu getirip evlenememişti. Sonunda tepesi atmış, evlilik işini hayatından silip atmıştı. Evli olan erlerini “sen zaten yanmışsın” diyerek kızdırırdı. Erler, Yılmaz üstçavuşu kendilerine çok yakın hissederler, onu bir komutandan ziyade bir abi gibi görürlerdi. Erler bütün komutanlarını severlerdi ama Yılmaz üstçavuşun yeri başkaydı.

Yılmaz üstçavuş yetim büyümüştü. Bütün maddi gücünü onu okutmaya harcayan annesi ve abisine vefa borcunu şimdi onları yanına alıp onlara bakarak ödemeye çalışıyordu. Babasını hiç tanımadığı için, çocuğu olan erlere daha bir özen gösterir, bu erlerin kılına zarar gelecek de bir çocuk daha yetim kalacak diye çok korkardı. Neler yapmamıştı ki erlerle? Tıpkı er gibi çıkıp dışarıda onlarla rakı bile içmişti. Erlerle disiplini koruyor, fakat muzip yanını bir türlü bastıramıyordu. Bu muzip yanı erlerin de çok hoşuna gidiyordu. Bu yüzden birkaç kez Murat üsteğmenden fırça yemişti ama erlere dayanamıyor, onların her birini kardeşinden farksız görüyordu.

Kendisini birdenbire korkunç çarpışmanın tam ortasında bulan Yavuz ise, Aydın’lı bir Türk yiğidiydi. Askerlik çağı gelince, her Türk evladı gibi kışlaya koşmuştu. Şimdi Kars’ın Kağızman ilçesinde vatani görevini yapıyordu. Yavuz, evliydi ve yedi aylık bir oğlu vardı. Asker ocağında en büyük dertlerinden biri, dünya güzeli eşiyle gelecek umudu yüklü küçük oğluydu. Onları düşündükçe yüreği parçalanıyor, yüreğindeki kanı dindiremiyordu. Ama askerlik şerefti, ardı. Bu yüzden katlanması gerekiyordu.

…Çatışma yavaşlamıyor, aksine sürekli artıyordu. Yavuz, elindeki silahla durmadan ateş ediyordu ama doğru hedefe ateş edip etmediğini belirleyemiyordu. Çünkü her yer çok karanlıktı. Birden kendisine seslenen Yılmaz üstçavuşun sesini duydu:

- Yavuz! Buraya gel...

Ses, karakolun arka giriş kapısının olduğu yönden geliyordu. Birkaç adım o tarafa ilerleyince Yılmaz üstçavuşunu görebildi. Bir yandan silahıyla kendisini ve karakolu koruyordu, diğer yandan da Yılmaz üstçavuşun yanına doğru ilerliyordu. nihayet komutanının yanına geldi. Yüzünde, en yırtıcı doğanlara has bir ifade vardı. Komutanına cevap verdi:

- Emredin Komutanım!

Yılmaz üstçavuş soğukkanlıydı:

- Yavuz! Merkez karargâhla irtibat hâlindeyiz. Destek geliyor ama yolda ona da pusu kurmuş bu hainler. Ama az kaldı, birazdan yetişirler. Şimdi bize düşen burayı savunmak. Unutma; silahını bırakmazsan nöbet yerin düşmez, nöbet yerin düşmezse birlik düşmez, birlik düşmezse tabur düşmez, tabur düşmezse alay düşmez, alay düşmezse ordu düşmez ve ordusu düşmeyen bir ülkeye de kimse bir şey yapamaz. Şimdi var gücümüzle çarpışacağız.

Yavuz kendinden emin bir şekilde cevap verdi:

- Komutanım! Biz buraya gelmeden önce anamızın babamızın önünde, bütün anaların babaların önünde ant içtik. Bizim alnımız iki şekilde ak durur; ya burada canımızı toprağa hediye ederiz, ya da şu bize kurşun sıkan hainlerin topunu yok eder milletimizin intikamını alırız. Geri durmak, vazgeçmek ne demek? Siz komutanlarımız bizi böyle yetiştirdiniz.

Bu sözler dudaklarından dökülen Yavuz, kapıdan içeri bakınca yüreği dağlandı. Son günlerde içinde sürekli sıkıntılar olan Arif, cansız yerde uzanıyordu. Diğer arkadaşlarından bir kaçı ona müdahale etmeye uğraştıysa da geç kalınmıştı. Yavuz bu manzara karşısında kanı donduğu hâlde sert bir küfür savurarak silahındaki mermileri karşı tepeye doğru haykırarak göndermeye başladı. Kim bilir; belki de birkaç teröristi öldürmüştü ama kahretsin ki bunu tespit edemiyordu.

Yarım saate kalmadan destek kuvvet gelmişti ama çatışma bitmiş değildi. Biraz sonra korkunç bir patlamanın ardından Yavuz’un kısa ve sert sesi duyuldu. Evladı kollarından düşen bir anne gibi atılan Yılmaz üstçavuş, Yavuz’un yanına koştu. İşte Yılmaz üstçavuşun korktuğu olmuştu, bu ses karakola geldiğinden beri öz kardeşinden ayrı tutmadığı Yavuz’a isabet eden hain bir kurşunu anlatıyordu.

Kurşun, Yavuz’un sağ omzunun birkaç santim boynundan tarafına isabet etmişti. Yılmaz üstçavuş yine soğukkanlı olup Yavuz’a moral vermek istiyordu ama her an bu soğukkanlı duruşunu bozabileceğinden korkuyordu. Çünkü öz kardeşi gibi sevdiği askerini bu hâlde görmek, bir asker için yaşanabilecek en kötü anlardan biriydi. Yılmaz üstçavuş derhal sağlık ekiplerine haber vermişti. Diğer yandan da her zamanki muzip tavırlarıyla Yavuz’u rahatlatmaya çalışıyordu:

- Bakıyorum vurulma bahanesiyle yatıyorsun. Ne o? Çok mu yoruldun yoksa?

Yavuz’un nefes alışverişleri hızlanmıştı. Önce gülümsedi, sonra komutanının kolunu tutarak, boğazında biriken kanlardan çıkan öksürüğe benzeyen ses eşliğinde konuşmaya başladı:

- Komutanım! Karım Fulya’ya onu çok sevdiğimi söyle. Onu, daha yolun başında yalnız bıraktığım için beni affetsin. Oğlumuzu iyi yetiştirsin. Yaşadığı sürece şehit evlâdı olduğunu bilip, ona göre ömür geçirsin.

Yılmaz üstçavuş, yüreği kan ağladığı hâlde zoraki gülümsemeye devam ediyordu:

- Oğlum ne pinpirikli adamsın. Sinek ısırsa bundan daha fazla yara olurdu. Bu kadarcık yarayla adama bir şey olmaz. Hem ben Fulya’ya ne diyeceğimi biliyorum. Senin bu mızıkçı kocan eğitimden hep kaytarıyordu. Gidip karakolun arkasında sigara içiyordu diyeceğim. Artık başka diyeceğin varsa da sen nasıl olsa yanına gideceksin, gidince söylersin.

Yavuz yine gülümsemişti. Sesindeki boğukluk artmış olduğu hâlde zorlanarak cevap verdi:

- Kaytardığımızda karakolun arkasında sigara içip mektup yazdığımızı biliyor muydun komutanım?

Yılmaz üstçavuş tebessümle cevap verdi:

- Bilinmeyecek gibi mi kaçıyordunuz? Hele bir keresinde sen kuru otları azcık yaktıydın, komutanlar anlayacak diye de yaktığın otları bir bir toplayıp toprağın altına gömdüydün. Zeki adamsın ama.

Bu arada teröristler büyük ölçüde püskürtülmüştü. Sağlıkçılar da gelmişlerdi ve Yavuz’a ilk müdahaleyi yapıyorlardı. Yılmaz üstçavuş, Yavuz’un elini tutup sıkarak hâlâ ona moral vermeye çalışıyordu:

- Tamam hadi, yeter bu kadar kaytarmak. Kalk yürü. Bir şeyin yok işte.

Yavuz, gözleri açık olduğu hâlde artık gülümseyemiyordu. Son bir güç ile komutanının elindeki elini sıkmaya muvaffak oldu. Komutanının gözlerinin içine bakarak son bir söz diyecek oldu, nefesi yetmedi. Dudağının sol tarafından sızan ince bir kanla başı geri düştü. Artık Yavuz hiçbir şey göremiyordu. Gözleri yıldızları seyrediyordu ama Yavuz yıldızları göremiyor, yanı başında kendisine ölmemesini emreden Yılmaz üstçavuşunu duyamıyordu.

Sağlık görevlileri uğraştı ama olmadı. Sağlık görevlisinin biri, gözleri yaşlı olduğu hâlde Yılmaz üstçavuşa dönü;

- Kurşun beyne giden damarlardan birini parçalamış, boğaza yakın değdiğinden nefes borusunu da yaralamış. Yapılacak bir şey kalmamıştı, ordumuzun ve milletimizin başı sağ olsun.

Yılmaz üstçavuş, deminden beri hapsettiği gözyaşlarını artık serbest bırakmıştı. Yavuz kanıyla, Yılmaz üstçavuş gözyaşıyla uğruna binlerce Mehmetçiğin çarpıştığı vatan toprağını suluyorlardı. Yılmaz üstçavuş, Yavuz’un ardından bakakaldı. İşte bir vatan evladı daha gitmiş, bir bebek daha yetim kalmıştı. Yılmaz üstçavuş fısıldar gibi bir sesle;

- İşte ulan! İşte bunun için evlenmenizi istemiyorum… Hiçbir erin evli olmasını istemiyorum. Arkanızda yetim çocuk bırakmayasınız diye! ben üç nişan bozdum, yapamadım, sizin ne aceleniz var? diyordu…

Şimdi Yavuz’un cansız bedeni helikopterle götürülmüş, geride kalanlar açılan yaralarıyla yine baş başa bırakılmıştı. Kim bilir? Belki Yavuz’un oğlu da yetim büyüdüğünden, ardında yetim bırakmamak için askerliğini yapmadan evlenmeyecek, hatta belki o da ebedi asker olup, evlilikten korkarak büyüyecekti.

Yılmaz üstçavuş ıslak gözleriyle Yavuz’un arkasından kısık sesiyle mırıldanır gibi konuşuyordu:

- Analara ve babalara verdiğin sözü tuttun Yavuz’um. İstediğin gibi alnın ak duruyor! Ama ne vardı canın da bedeninde dursaydı. Yakmasaydın yüreğimi…

02-09-2008 09:30 | cevapla | Şikayet Et!
offline bebeto
Moderatör
Mesajlar: 11273

51895


Halkin icinde Allah'dan en uzak olan iki kimsedir: Birincisi, umeranin meclisinde oturur da zulme ait sozlerinde onlari tasdik eder Digeri ise cocuklarin muallimidir Fakat onlarin hepsini ayni derecede esit tutmaz Ve yetimin hakki hususunda Allah'dan korkmaz
Ravi: Hz Ebu Umame (ra)

Kalbinin yumusamasini ve hacetinin gorulmesini sever misin? Yetime merhamet et, onun basini oksa ve ona yediginden yedir Kalbin yumusar ve hacetine erisirsin
Ravi: Hz Ebud Derda (ra)

Namaz husususunda Allah'tan korkun Namaz hususunda Allah'tan korkun Namaz hususunda Allah'tan korkun Koleleriniz hakkinda da Allah'tan korkun su iki zaif hakkinda da Allah'tan korkun; Dul kadin ve yetim cocuk
Ravi: Hz Enes (ra)

Helak edici su yedi seyden kacininiz: Allah'a ortak kosmaktan, sihirden, hakli durum haric Allah'in haram kildigi cana kiymaktan, faiz yemekten, yetim mali yemekten, savas gunu harpten kacmaktan ve namuslu, mu'min, habersiz hanimlara iftira etmekten
Ravi: Hz Ebu Hureyre (ra)

Yetimi kendine yakin tut Basini elinle oksa ve onu sofrana oturt Boyle yaparsan, kalbin yumusar ve hacetin gorulur
Ravi: Hz Ebu Imran (ra)

Dort sey dort yerde nafaka olarak kabul olunmaz: Hiyanet, hirsizlik, suistimal ve yetim malindan saglanan kazancla Hac, Umre, Sadaka ve Cihad olmaz
Ravi: Hz Ibni Omer (ranhuma)

Dort taife Cennete giremez: Ickiye devamli, faiz yiyen, haksiz yere yetim mali yiyen ve anne babasina (ailesine) asi olan (Tevbe ederse mesele yok)
Ravi: Hz Ebû Hureyre (ra)

Yetimin basini one dogru, babasi oleni de arkaya dogru mesh et
Ravi: Hz Muhammed ibni Suleyman (ra)

Allah'a en sevgili ev, icinde ikram goren yetim bulunan evdir
Ravi: Hz Ibni Omer (ranhuma)

Cennette "Darul ferah" denilen bir eve ancak mu'minlerin yetimlerini sevindirenler girer
Ravi: Hz Ukbe Ibni Amir (ra)

Kalbinin yumusamasini istersen yetimin basini oksa ve miskini doyur
Ravi: Hz Ebu Hureyre (ra)

Insanlari acizlik icinde birakmaktan sakinin, Sizden birisi Emir veya Amil olur da kendisine dul kadin, yetim veya fakir bir kimse isi icin gelir Ona "Sen otur, isine bakilacaktir" denir Boylece onlar acizlik icinde terkedilirler Ihtiyaclari gorulmez ve onlar icin bir emir de verilmez Onlar da dagilip giderler Halbuki, zengin esraftan biri gelince, Emir onu yanina oturtur Sonra da "Isiniz nedir" der Adam da "Isim soyle soyledir" der Bunun uzerine Emir "Bunun ihtiyacini yerine getirin ve acelede edin" der
Ravi: Hz Ebu Hureyre (ra)

Yetim (babasi olmus olan) bir cocugun basini soyle arkadan one dogru oksayiniz Eger babasi varsa (oksuzse) onden arkaya dogru soyle oksayiniz
Ravi: Hz Ibni Abbas (ranhuma)

Buyuk gunahlar yedidir: Allah'a sirk kosmak, hak yol ile olan mustesna, Allah'in haram kildigi bir kimseyi oldurmek, namuslu kadina iftira etmek, cepheden kacmak, faiz yemek, yetim mali yemek, hicretten sonra cahiliye bedeviligine donmek
Ravi: Hz Ebu Said (ra)

Uc kisiye kiyamet gununde Allah, nazar etmez; onlari tezkiye etmez ve onlar icin elim bir azab vardir: Okuturken yetimi ezen hoca , ihtiyaci yok iken dilencilik yapan kimse, yaranmak icin sultana dalkavukluk yapan adam
Ravi: Hz Ibni Abbas (ranhuma)

Kim bir veya iki yetimi barindirirsa, sabir etse ve sevabini da umid etse, ben onunla Cennette su iki parmak gibi olurum (Sehadet parmagi ve orta parmagini hareket ettirdi)
Ravi: Hz Ibni Abbas (ranhuma)

Bir kimse, akrabasindan veya baskasindan olan bir yetimi, yetim kendisini kurtarana kadar uhdesine alsa, o kimseye Cennet vacib olur
Ravi: Hz Adiyy Ibni Hakem (ra)


02-09-2008 09:35 | cevapla | Şikayet Et!

Konuya cevap verebilmek için üye olmanız gerekiyor.. Buraya tiklayip hemen uye olun, sizde aramiza katilin..

Sayfalar: 1, 2  Sonraki

Yardim Fotoğraflarınızı herkese göstermek zorunda değilsiniz! İstediğiniz fotoğraflarınızı yükleme sayfasından sadece arkadaş listenizdeki kişilerin görebileceği şekilde ayarlayabilirsiniz.


Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim