Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Nostalji arama:
Toplam Cevap: 13
Ana Sayfa >> Nostalji >> Sanat >> EDEBİYATIN ALTIN YAPRAKLARI [YENİ] [forum içeriğim şiir değildir lütfen şiir göndermeyin
Sayfalar: 1, 2  Sonraki
Yazar EDEBİYATIN ALTIN YAPRAKLARI [YENİ] [forum içeriğim şiir değildir lütfen şiir göndermeyin
Yabancı..

günlük hayatın koşturmacaları içinde edebiyatı ve sanatı nekadar yaşayabiliyoruz ve yaşatabiliyoruz
sadece filmlerde gördüğümüz ya da kitaplarda okuduğumuz sanat aslında yaşamın içinde ama onu görmemiz gerekiyor... Hiç bi roman yazabileceğinizi düşündünüz mü ya da muhteşem bir resim yapabileceğinizi?

GELİN İÇİMİZDEKİ EDEBİYATI VE SANATI YAŞATALIM,PAYLAŞALIM DEĞERLİ KATKILARINIZI BEKLİYORUM...

forum içeriğim şiir değildir lütfen şiir göndermeyiniz
forum içeriğine uygun olmayan yazıları eklemiyorum ve siliyorum amacım az ama gerçekten içeriği derin kaliteli yazılardan oluşan özel bir forum oluşturmak...

içeriğim
sizin yazdığınız ya da yazarlara ait az sözle çok şey anlatan edebi yazılar,hayata dair küçük hikayeler,romanlardan paragraflar,sanatsal içerikli köşe yazılarıdır...

24-04-2007 15:59
Yabancı..

ben hayata dair küçük hikayeler yazmaya başladım istedikten sonra içimizdeki yaratıcılığı çıkarabiliyoruz

İŞTE BENİM HAYATA DAİR YAZDIĞIM KÜÇÜK BİR HİKAYECİK:



HAYAT BİR BULMACA MI?

HAYATA BU AÇIDAN BAKMAMIŞTIM HİÇ. OKUDUĞUM BİR KİTAP İÇİMDE BAZI YERLERİ KEŞFETMEME NEDEN OLDU VE BU HEPİMİZİN İÇİNDE DAHA DOĞARKEN VAROLAN VE ONDAN HİÇBİRZAMAN KOPAMAYACAĞIMIZ BİR YER...İÇİMİZDE BİR BOŞLUKLA DOĞUYORUZ...BİR PUZZLE GİBİ...EKSİK PARÇALARI ARAMAKLA BAŞLIYORUZ İLK NEFESİMİZLE BİRLİKTE HAYATA...NİYE HEP AĞLAYARAK DÜNYAYA GELİYOR BİR İNSAN YAVRUSU...HENÜZ GÜLEREK DÜNYAYA GELEN BİR BEBEĞE HİÇ RASTLAMADIM? SANKİ BU BOŞLUĞUN BİLİNCİYLE DOĞUYOR GİBİ AĞLIYORLAR...BU BOŞLUĞU NEYLE DOLDURACAĞIMIZI BİLEMİYORUZ BAZEN ACABA BİR İNSAN MI? KARŞILAŞTIĞIMIZ HER İNSANA O BOŞLUĞU DOLDURACAK KİŞİ ACABA BU MU DİYE BAKIYORUZ...BAZEN YANLIŞ PARÇALARI YANLIŞ YERLERE KOYDUĞUMUZ İÇİN ACI ÇEKİYORUZ...GÖZYAŞLARIMIZLA ISLANIYOR RUHUMUZ....ACABA BU BOŞLUK HİÇ DOLMAYACAK MI DİYE GECELERİ GÖKLERDE MÜKEMMEL BİR GÜZELLİKLE PARILDAYAN GÖRKEMLİ AMA YAPAYANLIZ YILDIZLARA BAKIYORUZ....HEPSİ YAPAYANLIZ....KİMLE YA DA NEYLE KARŞILAŞIRSAK ACABA BU DOĞRU PARÇAMI DİYE BAKIYORUZ...ELİMİZDE CAMDAN BİR AYAYKKABIYLA SİNDİRELLAYI ARIYORUZ...YA DA BEYAZ ATIYLA ÇIKIP GELECEK BİR PRENSİ...DOĞRU PARÇALARI BULABİLEN ŞANSLILARDANSAK DÜNYANIN EN MUTLU İNSANI OLUVERİYORUZ....BİR BEBEK GİBİ GÜLÜMSÜYORUZ DOĞUMUMUZDAKİ AĞLAYIŞA İNAT....HAYAT ANLAM BULUYOR BULMACAMIZIN PARÇALARI BÜTÜNLENDİKÇE....HAYAT GERÇEKTEN BİR BULMACA MI? BİZE DOĞRU PARÇALARI DOĞRU YERLERE YERLEŞTİRMEK KALIYOR...SESSİZ VE HUZURLU GECELERDE GÖKLERDE YANLIZBAŞINA PARILDAYAN YILDIZLARA TAKILIYOR GÖZLERİM VE ŞUNU DÜŞÜNÜYORUM..HAYAT GERÇEKTEN PARÇALARI VE OYUNUN KURALLARI BAŞTAN BELİRLENMİŞ BİR BULMACAMI...


BİR FİNCAN KAHVE 2002

24-04-2007 16:00
C A N E
Mesajlar: 1421

Ertelenmis bir sevgi borclusun bana hayat, simsicak kavusmalar borclusun..
Hicbirzaman karsi cikmadim sana. Yurekleri sararmis insanlarin icinde
yasadigim acilar var, ve onlar kadar varoldum. Yasayamadigim acilarida
yasatacaksin biliyorum zamani geldiginde, ama yinede yalnizligimla yasiyorum
seni..

Iste senin farkinda olmadan yarattigin eserim ben. Karsindayim. Desemki terk
edip gidiyorum sendeki yasanmisliklari, umursarmisin acaba...??

Zaten hep itilmis duygularin golgesinde yasaniyor ask acisi. Insan once
beyninde seviyor, once beyninde haykiriyor sevgi sozcuklerini, sonra ,
sonrasi yok. Hep icinde tutuyor bir omur boyu...

Anlasana ertelenmis bir sevgi borclusun bana hayat. Denizi mavi olarak
gormistim ilk kez, bulutlari ise beyaz olarak hatirliyorum hala. Optugum ilk
kisi kayitlardan silindi, utanarak dokundugum ilk el ise hala kayip.
Sorgulayamadigim sadece cocuklugum kaldi, birde masumca seven yuregim ve
gecenin karanligi kaldi ellerimin arasinda. Diger tum degerler ise kayip
gitti ellerimin arasindan.. Simdi ise hicbirseyim yok...

Bana inat tum yasattiklarin hep sahitsiz, hep soguk, hep buruk gulusmelerde
kaldi. Tum gecmisime inat, tum bu satirlara inat, sakin unuttum sanma..

Ertelenmis bir sevgi borclusun bana hayat, sadece bir yudum sevgi

24-04-2007 16:18
Yabancı..

BUDA BENDEN DÜŞÜNDÜM DUYGULANDIM VE YAZDIM...SANA YAZDIM..OKU SANA...


Sana …


Sana mülteci geliyorum uyruğunu ver

Yüreğim sevda, yüreğim sen tutuşur, yüreğim ağlamaya tutulur, ağlama sakın. Saat gece yarısı gözümde iki damla yaş, aklımda hep sen varsın. Ağlarken gülümsüyorsam eğer bir hayalim vardır, ondandır direnmelerim.

Kurduğum her hayal bir yol, bütün yollar sende bitmeli.

Sana sesleniyorum yüreğimin en aşık yerinden ve yüreğimdir yüreğinin en ulaşılmaz dağlarından sana yol bulan.

Ben seni bunca seviyorum… Ya sen …

Nereye gitsem hep sende kalıyorum. Yıldızların gökyüzünde kaldığı gibi. Ve içinden bir dilek tut denildiğinde seni tutmak.

Sizin orda kar yağıyor, burda ben üşüyorum. Şarkılar söyleyerek ısınıyorum, sana uzanan soğuk yollarda. Yollar kaygan, yollar uçurum, yollar derin. Son durağım oluyor sende biten. Kış kapına dayandı üşüyen benim ellerim, uzanır mı ellerime ellerin!

Sen yüreğimin merkezi, içimde bütün sevgililer yörüngende döner. Terk edersen yerini bütün umutlarım ölüme gider.

Yabancı sokakların soğuk yalnızlığı… upuzun bir yolculuktur sana vaad edilen.

Bir kalbim var uzansan tutabileceğin. Tutulacaksa bu yürek sende tutulmalı… Ne kötüdür bir duyguyu sadece yaşayanın bilmesi. Oyuncağı elinden alınmış çocuğun gözyaşlarıdır yanaklarımdan süzülen ve boğazımda düğümlenen birkaç hıçkırık.

Sevmek bir şey değil, sevilmekte… Bir meleğe aşık olmak… Anlatamıyorum. Susuyorum… Ya sende susarsan.

Senden kalan, içimde koca bir yara…

Biliyor musun, çocukken her düştüğümde ellerim kanar, ağlardım. Annemin öpmesiyle akan kan durur, acısı geçerdi ellerimin. Ve yeniden koşardım hiç durmadan. Ah anne şimdi yüreğimde kanayan bir yara, ve sen de yoksun.

Ey yüreği yaşamak olan melek, bilmezsin göz aldıklarımın içinde ölüm de var. Ama bedelsiz düştüm ölüme. Bitmez bir suçlamayla ödüllendirildim

Bir su damlası gibi gözlerimden kayıp da gitme sakın, yazma adımı yanında silgisi duran ömre.

Bir ayrılık şarkısıdır kulaklarımda çınlanan gecenin bir vaktinde… Davetsiz bir misafirdir kapımı çalan. Ve senin ömründe bir kere düşündüğün,dilimde her gün söylenen bir şarkıdır.ZAMAN ALIŞMAYI ÖĞRETİR,UNUTMAYI ASLA…


Ben başlamadan biten aşklardan anladım, mevsim sonbahar.

Yalnızlık sonbaharda düşen son yaprak.

Şimdi söz sırası kahır ve kaybedilmişliğindir.

Tek bir kelime ile yaşama döndürülebileceğin bu gönlü harabeye döndürüp gittin. Olsun arkadaş yine de ben seni seviyorum. Sevgiler ayrılıkta bile bitmemeli.

Bu ayrılığı da benim hesabıma yaz… Ben ödemeliyim bedelini. Sen sonbahardan bahara uzan. Gir yangınsız yüreklerin irem bağlarına, topla gülle nergizi. Tak saçlarına solmamış bütün gülleri, sana bıraktım güzelliklerin hepsini… Sen mutlu ol yeter. Çünkü senin o eşsiz yüreğin tüm bunlara değer.



24-04-2007 16:23
Yabancı..

YALNIZLIĞA ALIŞMALI...



Bavulları hep toplu durmalı insanın...

Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı...

Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vaz­geçmeli...

İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı...

Yalnızlığa alışmalı...







Çünkü "omuz omuza" günlerin vakti geçti. Dayanışma... günümüz borsasının değer kaybeden hisse senet­lerinden biri artık...

Bireyin keşif çağı, geride kı­rık dökük yalnızlıklar bıraktı.

Terörün bile bireyselleştiği çağdayız. Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır.







İşte o yüzden alışmalı yalnız­lığa...

Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan... Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı... Hüzünlü bir şarkıyla paylaşı­lan gecelerde başım dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli... Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı...

Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına...

"Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşmılsa yalnızlık olmaz" dizeleriyle başlamalı güne...

Telesekretere "şu anda size cevap verebilecek kim­se yok" denmeli, "... belki de hiçbir zaman olmaya­cak..."

Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı...







Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.

Haklılığın onuru yaşatır insanı... Susmanın utancı öldürür.

O yüzden en sessiz gecelerde ''doğruydu, yaptım"la teselli bulmalı insan...

Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı... Kendiyle he­saplaşmaya çalışmalı...

Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır ol­malı...

Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli...

Sessizliği, sese dönüştürebilmeli...





Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan...

Yollarla barışmalı...

Yalnızlığa alışmalı...

CAN DÜNDAR

24-04-2007 17:05
meryem--ÖFKEM, HÜZNÜ
Mesajlar: 8328

Yalnızlıktan kaçış, küçük bi kaçamak benimkisi, belkide.
Sevda bir köşede durdu, soluk soluk yakaladı onu aşk..
Belki de bu kurtuluş.
Kaybettiğim rüyalarımı bulmanın sevincindeyim. rüya..

24-04-2007 17:25
BeyazKin
Mesajlar: 825

Beni Özle

sen fazla akilli dogmustun,bense fazla kötü,o dogdumu tam emin degilim ama çali süpürgesiyle tozu dumana katan annemden hala bi haber alamiyorum...
bir ölüyü özlüyorum bir diriyle eszamanli...kan damlam,ruhumun sermayesi,servetim,firuzem...sana sakince yaziyorum,israrla yaziyorum,ikrarla yaziyorum ki meftunenim!!!
sanirim eskisi gibi bana ait sivri uçlu parçalar tasimiyorsun yaninda,öyle olsa ah ettigini duymam gerekmezmiydi?
sen eminim bunu okursun da...yanildigimi göstermen için varsam sarilman yoksamda aranmam gerekmezmiydi?
kizma..sss..sakin sinirlenme!!!biraktigin boslukla konusuyorum iste görüyosun ya seni harbiden deli gibi seviyorum...yoksa kendi sesimle nasil olurda avunabilirim?
tamam aramiyosun,peki bu deniz böyle izlenir...çaresiz...
"beni özle çünkü ben özlüyorum ara çünkü bekliyorum!!!nurolsun andolsun bekliyorum "aci çekiyorum ulan!"demeye utaniyorum...

beyazkin ..

24-04-2007 17:43
Yabancı..

ESKİ BİR TAPINAK YAZITI

Gürültü-patırtının ortasında sükûnetle dolaş; sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma. Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun. Bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma. İçten ol; telaşsız, kısa ve açık seçik konuş. Başkalarına da kulak ver. Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü, dünyada herkesin bir öyküsü
vardır. Yalnız planlarının değil, başarılarının da tadını çıkarmaya çalış. İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki dayanağın odur. Seveceğin bir iş seçersen yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın. İşini öyle sev ki, başarıların bedenini ve yüreğini güçlendirirken verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın.
Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol. Sevmediğin zaman sever gibi yapma. Çevrene önerilerde bulun ama hükmetme. İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki, insanlığın yüzyıllardır öğrendikleri, sonsuz uzunlukta bir kumsaldaki tek bir kum taneciğinden daha fazla değildir.
Aşka burun kıvırma sakın; o çöl ortasındaki yemyeşil bir bahçedir. O bahçeye lâyık bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma.
Kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an,ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir ki, o yolda mağlup olman bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür.
Yılların geçmesine öfkelenme; gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme. Rüzgârın yönünü değiştiremediğin zaman, yelkenlerini rüzgâra göre ayarla. Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getiremediğinle ilgilenir. Ara sıra isyana yönelecek olsan da hatırla ki, evreni yargılamak imkansızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendi kendinle barış içinde ol.
Hatırlar mısın doğduğun zamanları: Sen ağlarken herkes sevinçle gülüşüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde, sen mutlulukla gülümse. Sabırlı, sevecen, erdemli ol. Önünde sonunda bütün servetin sensin. Görmeye çalış ki,bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen dünya yine de insanoğlunun biricik güzel mekânıdır.
XENTIUS M.Ö.IX.YY

24-04-2007 21:13
Yabancı..



Bir Aşk Hikayesi

Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı maç. Tribünsüz,minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece..O kadar yakındılar..
Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini.. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler.. Kız gülümsedi..
Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda.. Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti.. Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlı da yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndü.. Kız da gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar.."anladım" der gibi bir gülümseyişti bu...
Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canım, o dünyalar şirini kızı görmek için..
Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu.. Dahası.. Ankara Koleji'nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı.. Bir defasında, yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılışı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı. Kız bu defa, iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce..
Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar. Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde, bir şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan "tabi" dedi.. "bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sen de gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız.."

"Mutluluk işte bu olmalı" diye düşündü delikanlı.. "Mutluluk işte bu!.."

Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı.. Konser gününü de hiç ama hiç unutmadı.. O ne heyecandı öyle.. Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde, ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yanyana düştüler.İnanamıyordu delikanlı.. Onunla nihayet yanyana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı, sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken –o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya- o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki..
Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı..Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu.. Kızın omzuna değil.. Koltuğun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Bir kaç saç teli, delikanlının elinin üzerine dokundu.. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü.. Konserden çıkarken, kız, şakalaştı.. "Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana'da da maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak.."
Hayır, aramayacaktı. Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü.. Cebinde onu otobüsle Adana'ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı.. Gece yarısı kalkan otobüse bindi.. Sabah erkenden Adana'ya indi. Maç saatine kadar başı boş dolaştı. Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, ügüncü sette kız fark etti delikanlıyı..Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, biraz da gurur vardı sanki.. Ankara'nın hele Kolejde çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu..
Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garaja gitti. Tek kelime konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki.. Kız "keşke orada olsaydın" demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o.. Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında..
Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.. Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki.. Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti, Kolejin önüne gitmek için.. Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. "Bu sana" diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan.. Kız, Necip Fazıl'ın dört satırını okurken..
"Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar...
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar!.."
Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolejin önündeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı.. Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.. Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çağırıyordu işte.. Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken.. "Sana bir şeyler söylemek istiyorum" dedi kız.. O da heyecanlıydı, belli.. "Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler.. Herhalde hissettin, ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok hoşlandığıma.. Ve de şu anda, onu terk etmem için bir sebep yok.."
"O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni!" dedi, delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı kızın yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden..
Yıllarca sonra Levent Yüksel'in söyleyeceği şarkıdaki Sezen Aksu'nun sözlerini o zaman biliyordu sanki. Aşk "onurlu" olmalıydı.. Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi.. Hastanın sabahı, şeytanın günahı beklediği gibi bekledi.. Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi. Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir.. İlki kıza verdiğiydi.. Bir ikinci dörtlük daha vardı orada.. O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu..
Bekleyiş sürüyor, sürüyordu.. Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar geçti..Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü.. "Günlerdir seni arıyorum" dedi kız. "Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse yok!.."
"Yaa" dedi delikanlı.. "Yaa" dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı: "Yaaa!.."
Cebindeki artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. "Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün.." dedi. "Bu da sonu onun..."
Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan.. Kız ikinci dörtlüğü oracıkta okurken..
"Geçti istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni.
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar!.."
Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hala düşünüyor.. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını? Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmişti yani?.. Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp mü gitmişti acaba?
Delikanlı bu soruların cevabını bugün hala bilmiyor.. Bilmediğini de en iyi ben biliyorum.. Çünkü, o delikanlı, bendim!...

Yazar : Hıncal Uluç


25-04-2007 09:17
Yabancı..

BİR DOST


Saate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın...
"Nereden çıktın bu vakitte" dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;
"Gözünün dilini" bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı...
Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. ihtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.
Kucaklamalı seni güvenli kolları,
...dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...
En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...
Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, "hak ettim" diyebilmelisin.
Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi...
Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş...
Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
Ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yaş...

* * *



Böyle bir dostum var benim.
Pek sık görmesem de hep yanımda olduğunu bildiğim, yalansız riyasız dertleşebildiğim.
Kuşağımın en iyisiydi hilafsız...
Beraber okuduk, birlikte koştuk son 20 yılın amansız parkurunu...
Katılasıya ağladık, doyasıya güldük yol boyu... Ekmeğimizi ve acılarımızı bölüştük. Çocuklar doğurduk, büyükler gömdük.
Sonunda yara bere içinde oraya buraya savrulduk.
Buluştuk geçenlerde...
Bitaptı; kayan bir yıldız kadar ışıltılı, bir o kadar yorgun:
"- N'apıyorsun" diye sordum.
"- Seyrediyorum" dedi; "çaresizce, öfkeyle, şaşkınlıkla ama sadece seyrediyorum".
Seyrettiği; kuşağımızın en kötülerinin, pespayelik yarışında ipi ilk göğüsleyenlerin zirveye hak kazanmalarındaki akıl almaz gariplikti.
İyiliğin ve ustalığın bu kadar eziyet gördüğü, kötülüğün ve yeteneksizliğin bunca ödüllendirildiği bir başka coğrafya var mıydı acaba?
Okuldaki ideallerimizden, gençlik coşkumuzdan söz ettik bir süre; tozlu raftaki bir kitabı yıllar sonra merakla karıştırır gibi...
Ülkemizin kaderini değiştirmeye azimliydik mezun olurken; lakin karanlığını boğmaya yemin ettiğimiz ülke, karanlığına boğmuştu bizi...
Pazarda görsek tezgahından meyve almayacağımız adamların cenderesinde bir ömür geçirmiş, tünelden çıkış sandığımız ışığın, üstümüze gelen kamyonun farı olduğunu çok geç fark etmiştik.
Velhasılı ne sevebilmiş, ne terk edebilmiştik.
Krizde geçmişti bütün gençliğimiz; ve şimdi çocuklarımıza tek devredebildiğimiz, çok daha ağırlaşmış bir kriz...
"- İşte" diye iç geçirdi kadim dostum, "...bunları seyrediyorum bir kenardan sessizce..."


* * *


İşte en çok da böyle zamanlarda bir dostu olmalı insanın...
Yıllarca aynı ip üstünde çalışmış, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri...
"Parkurun bütün zorluğuna rağmen dostluğumuzu koruyabildik, acıları birlikte göğüsleyebildik ya; yenildik sayılmayız" diyebilmeli...
Issızlığın, yalnızlığın en koyulaştığı anda, küçücük bir kağıda yazdığımız kısa, ama ümitvar bir yazıyı, yüreğe benzer bir taşa bağlayıp birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz:
"Bunu da aşacağız!
İmza: Bir dost!.."

CAN DÜNDAR



25-04-2007 15:32
Sayfalar: 1, 2

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim