Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Geri

HİÇ BİTMEYEN DENEYİM ... Bu yazıyı arkadaşıma yolla
Küçük bir kızken neden bir an evvel büyümek için sabırsızlandığımı düşünüyorum da... bir şeylerden mutlaka hoşnut değildim belli ki. Halbuki beni yerden yere vuran hiçbir deneyimim de yoktu o sıralar, ama işte arsızlık değil mi. İlla yüzüme sıkıntılı ve memnuniyetsiz bir ifadeyi yapıştıracaktım, yaptım da. Bilseydim büyüdüğümde kendim için biçimlendirdiğim, süslediğim, renklerin en alacalısını kullandığım o resmimin aslında benim kalemimle şekillenemeyeceğini, o kadar düş kurar mıydım acaba? Ne var biliyor musun, küçücük bir kızsan, ve taşıdığın o kalbe daha o bilinçsiz zamanlarda bile büyük bir hassaslıkla yaklaşabiliyorsan, eline aldığın kalemle renkleri bile çizerek anlatmaya çalışıyorsun. Düşünsene, kurşun kaleme nasıl anlattırırsın maviyi? Hatırlıyorum, hep imkansızın olduğunu hayal edip, o hayale gerçek süsü vermeye bayılırdım. O yüzden midir nedir, hep zor olanın cazibesine kapıldım. Karşımda duran kapıdan değil de, gözükmeyen ama var olduğuna emin olduğum diğer kapıdan girmeyi seçtim hep. Ve giremeyince kendimi suçlamak yerine yazgıma bağırdım çağırdım. Gülüyorum şimdi, düştüğüm tuzaklara, hepsini kendi ellerimle kazıdım. O zamanlar hiçbir şey gibi gelen bu göz göre göre yenilmişlik, şimdilerde kanıma dokunuyor. Elimdeki kaleme hiç güvenmiyorum artık... Zaten siyah, o. Bu ne cüret ki sen maviyi anlatmaya kalkarsın, o sevmediğim karanlığınla.

Ona aşık olduğum zaman da böyleydi. Kapkara bir deliğe bakarak, görmezlikten geldim yıllarca. Hadi küçüktüm, bilmiyordum siyahın değil mavinin yakıştığını kendime; ama yıllar sonra bile siyah diye diretmem nedendir dersin? Sonrasında, yani yıllar daha da ileri gidince anladım: suçlu kurşun kalem değil, renkleri kullanmasını bilmeyen ve artık büyüdüğünü gecikmiş bir farkındalıkla nihayet gören bu koca kız,suçlu o. Yani illa sabahı sabah etmesi gerekiyormuş acısını kabullenebilmesi için. Yaşaması şart mıymış bu kadar abartılısını bilemiyorum; ama sanırım abartmak da kendi seçimimiymiş. Evet, çok abarttım. O kadar ki neye ağladığımı bile unuttum, kendimi kaybettiğim çoğu dakikada. Ve şimdi durdum. Ağladığım olmuyor mu? Elbette, olmaz mı? Ama sebeplerimi olgunlaştırdım. Hayır, aşk yok hayatımda... Olgunluğu birazcık da buna bağlamak doğaldır, ve şimdilerde, tekrar küçük ve arsız bir kız çocuğu gibi sesimi herkese duyururcasına ağlamak, ağlamak, ağlamak istiyorum. Aşık olmak istiyorum.

Düşünsene, aşk bir bilse benim gibi tuzağa düşmeye bu kadar hevesli ve becerikli bir avın kaçıp gitmekte olduğunu. Ben eminim zaten bir bilse. Hani kalbin önüne geçilmez bir hızla atak yapar ya, hani karnın ansızın sancılara yenilir ya, hani yanakların alev olur tutusur ya... hayır, seni çağırdığım zaman gelmiyorsun biliyorum!!! Nedir bu kaprisin anlamıyorum; ama oynadığın usta taktikli oyunu artık biliyorum. Ne var ki bunu bilmek benim sana karşı bir taarruza geçmemi sağlayamıyor. Çünkü biliyorum, sen beni her defasında küçümseyen ustalığınla, karşıma geçip yine üzeceksin karşındakini. İşte yine de aldığım bunca yara bereye rağmen, hala korkmuyorum imkansızı hayal etmekten. Yüzüme nasıl da bir haylazlık yapışıveriyor ansızın bir bilsen... Ah bir bilebilsen...



Şikayet et

Tarih: 06.12.2006 9:57 - Okuma Sayısı: 298 - Yazının Puanı: 10 - Yazar: Bu yazıyı arkadaşıma yolla

Gösterilen Yorumlar 0 - 0 / 0

Yorum ekle

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim