Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Geri

ALLAH BİZE GÜLÜMSER Mİ? Bu yazıyı arkadaşıma yolla
“Buraya adam eksen, adam biter” dedikleri verimli havzası ile ünlü Pamukova İlçesine gittiklerinde her yıl adına merasimler düzenlenen, beldenin manevi bekçisi olan; Babam Sultan’ı (k.s) ziyaret ettiler bir gün.
Babam Sultan Türbesindeki kitabeyi okudu: “İran Hükümdarlarından birinin şehzadesi. Hakikati fark edince tacı tahtı bırakmış, yollara düşmüş ve Pamukova’ yı mekân tutmuş.”
Kendince mırıldandı:
“Fark edince (!) hep dağlara mı vurmak lazım? Oturup güzel güzel hem dünyayı hem ahireti yaşasalar olmaz mı? Kimi gördüysem boş vermiş dünyaya, ya içine çekilmiş ya da başını alıp gitmiş!.. Bu mudur yani şimdi ?..”
Eşi duymuştu:
“Bildiğimi bilseydiniz Allah Allah diye bağırarak dağlara çıkardınız, hadisini unutma” dedi.
“İyi ama, Rasülullah (s.a.v) dağlara vurmadı ki! Toplum içinde yaşadı, bu veliler niye dağlara vuruyor ki?”
Eşi tekrar uyardı:
“O Allah Rasülu!... Bunlar Allah Dostu!.. Vardır elbet bir hikmeti. Kendi başlarına iş yaparlar sanma!”
Türbeye girip dualar okudular. Bahçedeki çam ağaçları ve yeşil çimenleri gören çocuklar tabiatın kucağına attı kendilerini. Öteden gelen köpek ve enikleri de manzaraya eklenince çocuklara gün doğmuştu. Sevip oynaşmaya başladılar hayvancıklarla.
Bahçeyi dolaşırken köylü kıyafetleri içinde bir ihtiyarın yaklaştığını fark etti. Herhalde türbedarı buranın, üç beş kuruş katkım olsun diye elini cebine attı. İhtiyar:
“Vazgeç evlat, alış veriş yeri değil, pazaryeri değil burası, burası Evliyaullah Meydanı! Burası can pazarı!” dedi…
Can pazarı?
Tamam, dedi gene bulduk birini, yaptık işi!.. Nerede deli dolu, aykırı tipler, meczuplar, sözüm ona akıl kılıcını sıyırıp benliği bir çırpıda kesenler var ya, işte gelir bulurdu Onu. “Hah!” dedi “Onlardan biri daha!” dedi içinden ve başladılar konuşmaya.
- Ramazan geldi, nasıl ihya edeceksin, dedi adam.
Sinirlenirdi kendi özel ibadetine dair sorulara, ama sabretti:
- Elbette kendimce bir şeyler yapacağım işte.
- Sıradan insanlar gibi oruç tutacak, sıradan insanlar gibi fitre verecek, sıradan insanlar gibi bayram edeceksen bu türbelere hiç uğrama!
Çattık belaya diye iç geçirdi, sabredecekti. Adam devam etti
- Sen orucu mu tutacaksın, yoksa oruç mu seni tutacak? Oruç seni tutmuyorsa boşuna aç kalmana değmez, ye gitsin!...
Susacaktı. Dinleyecekti. Konuşmanın anlamı yoktu. Bakalım neler dökülecekti yaşlı amcadan. Kim bilir belki de Babam Sultan bu amca kılığına girmiş, sesleniyordu:
- Oruç tutan çoooookk, sürüyle… Orucun tuttuğu erler gerek, anlıyor musun? Fitre veren bir dolu insan vaaaarrr…. Hani hakiki fakiri bulup ihya edennn?... Nerdeeee?... Lafla bu işler yürüseydi, herkes ermişti şimdi. Kime sorsam “kendisinden iyisi yok bu dünyada” Hâlbuki bir de Allah’a sorsa ya halini. Konuş babam konuş, yaz babam yaz. Ya sonrası. Nerde çile, ızdırab, dert, sabır, şükür. Dişi ağrısa, dağları yıkası geliyor onun. Cebi azcık para görmedi mi, hayıflanıyor. Sanıyor ki namaz kılmakla bitiyor her şey. Yooook evlat yok. Namaz işin başı ammaaaa, gerisi sürüyle.
Ramazan üzerine epeyce anlattı ihtiyar. Yol uzundu, iftar yaklaşıyordu. Bir yandan yağmur çiselemeye başladı. Saatine bakınca anladı, kısa kesti adam:
- Anladık, gideceksin!.. Peki, Rabbinle Bayramlaşmak ister misin.
Sohbetten kopup tam çocuklara toparlanın diyecekti ki “Rabbiyle Bayramlaşmak” kavramı içine ateş düşürdü. Ne demek bu şimdi? Kalbi pır pır atmaya başladı. “Yav mübarek, sen Hızır mısın?” deyiverdi içinden. Heyecanla elini tuttu ihtiyarın:
- Ne olur! Anlatıver hele! Rabbimle nasıl bayramlaşırım?..
- Eyi eyi. Ne yapıyorsun bayramda bakiim?..
- Eş, dost ziyareti, akraba büyüklerin elini öpme ve bir iki sivil toplum kuruluşunun bayramlaşması. Genellikle hepsi bu!..
- Anladım. Sıradan insanlar gibi yani?.. Hem avamı kınarlar, hem de avam gibi davranırlar. Avam gibi yaşa, havas gibi düşün, bu da yeni moda!.. Nasıl işse?..
Avam-Havas gibi tasavvuf terimleri geçince kulak kesildi. İhtiyar hiç de boş değildi anlaşılan.
- Canım deyiver hele Rabbimle nasıl bayramlaşırım?
- Acelen var senin, boş ver devam et yoluna. Dedim ya burası can pazarı. Can satın alıp satarlar burada. Git en iyisimi sen yoluna.
- Dünyada olmaaazzzz… Öğrenmeden şuradan şuraya adım atmam. Anlat nolur!
Çam ağaçlarından birinin altına oturdular. İhtiyar usul usul anlattı:
- Herkes akrabasını ziyaret eder. Akrabası kalmamış garipleri, yalnız yaşayan ihtiyarları, müzmin hastalıklarla inleyenleri kim ziyaret edecek?! Huzurevlerine koşar oğullar, gelinler, torunlar. Ya kimsesi olmayanlara kim koşacak?..
Kışlada bayramlar buruk geçer. Uzak diyarlardan nöbete koşan Mehmetçiklerden pek azının yakını gelir. Yakını gelmeyenleri kim tebrik edecek? Yetiştirme yurtları, yetimhaneler var her şehirde. Çocuğuna bayram harçlığı verirken anasız-babasız yavrulara kim harçlık verecek düşündün mü hiç? Yürek yok mu sende?..
Kalbini yokladı. Yüreği atıyordu. İçinden bir şeylerin koptuğunu hissetti. Adam sanki sinesine hançer saplamıştı. Gönlünü deşmişti sözleriyle. Devam etti ihtiyar:
- Yatalak hastalar nasıl geceler bilir misin? Ziyaret etmek, üç beş teselli cümlesi edivermek çok mu vakit alır? Çocuklarını lunaparka da götüreceksin değil mi? Mahalledeki şehidin yetimlerini kim götürecek? Baklava açacak, börek pişirecek hanımlar!.. Bayram; sanki mide demek!.. Haaa?! Bayram; tıka basa yemek mi? Değil di mi? Ahh ahh! Hakiki lezzeti tatmayan ne anlasın bunlardan? Dediklerimi yapsan, baklava lezzetine teslim olanlara gülüp geçerdin!
- Geceleyin artık, nerdeyse herkes uyur oldu horul horul. Sevgili kim bilir kaç defa ziyarete geliyor bakıyor da sen uymuşsun. Eskiden çoktu onlar. Şimdi bir iki kişi ya var ya yok. Âlemin sessizliğe büründüğü anda bir hıçkırık, bir gözyaşı döken hani nerede?
Uzun bir sessizlik oldu. Öylece sustular. Boğazı düğüm düğüm oldu. Ayağa kalkıp müsaade isterken sordu:
- Peki, bu dediklerini yaparsam Rabbimle bayramlaşmış olur muyum?..
- Hepsini yap demiyorum ki, bari hiç olmazsa birini!
- Rabbimle bayramlaştığımı nasıl anlarım?..
- Bakıyorum da peşinci, garanticisin. Sağlama alıyorsun işini!
- Yooo yo, öyle değil de, alametini görmek isterdim.
- Ziyaret ettiklerinin; çocukların, yetimlerin, ninelerin, hastaların, askerlerin gözlerindeki pırıltıya, simasındaki sevince bak! Geceleri kalktığında ortalığa bak, bir aydınlık göreceksin. Yıldızların gülümsediklerini. O zaman anlayacaksın!
O zaman bileceksin ki onlardan sana gülümseyen; Rabbindir!..
***
Kelimeler biter, akıllar durur, hisler aciz kalır. Ama !!!
Ama henüz daha bir şey bahsedilemez O’nun mekânından. O’nun mekânı zamansızlık mekânı, fakat O her yerdedir. Kalbini yokla bir bak hele, merak et “Acaba bir değerim var mı O’nun katında, seviliyor muyum peki?” diye. Şayet O aklına gelince bir sıcaklık duyuyor, gözlerin dolu dolu oluyorsa, aklın akıl almaz yererle gidiyor ve hafifte olsa bir “ÂH” çekebiliyorsan, bil ki yerin çok sağlam O’nun katında. Ve Emin ol SEVİLİYORSUN.

Cümleden Rabbinin gülümseyen ve sevilen kullarından olmamız dileğiyle Allaha emanet olunuz efendim.

Selamun aleykum.

Şikayet et

Tarih: 15.11.2006 19:43 - Okuma Sayısı: 446 - Yazının Puanı: 10 - Yazar: Bu yazıyı arkadaşıma yolla

Gösterilen Yorumlar 0 - 0 / 0

Yorum ekle

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim