Selamun aleykum muhterem kardeşlerimiz.
Farkında olmaklığın giderek yok olduğunu dönemde yaşıyoruz. Geliş gayemiz bilinmez olduğu gibi gidilecek âlemin de önemini fark etmez olduk. Bir düşünsek ki, şu bildiğimiz (!) ahiret âlemi nedir?
Duymayanımız yok gibidir değil mi? Ahiret.
Uzatmadan anlat derseniz, “Hasat yeridir” diyebiliriz kısa bir deyimle. Yani dünyada ektiğimizin biçilme zamanı ve yeri. Kimilerine göre dünyada çekilen türlü gailelerden, sıkıntılardan, dertlerden ve sabırlardan sonra dinlenme ve mükâfat yeri. Kimilerine göre de dünyada dinlenirken (!) yani ömür denilen sermayeyi har vurup harman savururken, ne için yaşadığını umursamayan ve fark etmeyenlerin orada hesap verme yeri. Rabbimiz cümlemizi alnının akıyla hesap verenlerden ve bahtiyar kullarından eylesin.
Fark etmiyor muyuz yoksa? Yaşlanıyoruz, her gün bir önceki günden az da olsa gücümüz azalıyor, saçlarımız ağarıyor, dişlerimiz seyreliyor. Daha sık hasta olmaya başlıyoruz. Enerjik dolu yapımızda az da olsa belirgin bir azalma var. Belli ki bir gidişat var ama nereye? Düşündürmüyor mu bizleri aynaya ara sıra bakarken “Yahu, daha geçen sene böyle değildim, bu beyazlarda nereden çıktı?” diye.
İstesek de istemesek de, sevsek de sevmesek de, kabullensek de kabullenmesek de gidiyoruz bir yerlere. Orayı isteyenlere sözümüz yok. Onlar o âlemin manevi tadını bildiklerinden bekleyişleri de gayet normaldir. Bir bakıma bu şuna benzer. Dersine iyi çalışmış talebe, imtihanını kolay verdiğinden dolayı stresi, sıkıntısı yoktur, kazanacağı bölümü de bildiğinden bir iç rahatlığı ve huzuru vardır değil mi? Ama dersine çalışmayıp imtihana giren talebe böyle midir? Her anı stres ve sıkıntı dolu olur. Bir zamanlar öğrenci olan hepimiz bunu yaşadık değil mi? Ahirette böyledir işte.
“Hayat imtihanında muvaffak olabilmek için, Müslüman haddini bilmeli ve Rabb’ine tam bir teslimiyet göstermelidir. İnsan, bela ve musibetle olduğu kadar rahatlık ve varlıkla da imtihan olunabilir.”
Her birimiz dünya hayatına imtihan için gönderildik. Bu durum herkes tarafından bilindiği halde, gözden uzak tutulan ölüm, hayatın kaçınılmaz gerçeğidir. Allah ölümü ve hayatı, kullarının en güzel amelleri işleyip işlemeyeceğini sınamak için yaratmıştır.
Nitekim Rabbimiz, “O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır.” (1) buyurmaktadır. Bir başka sure-i celile de Allah cc “Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zariyat Suresi 56. Ayet) buyurmaktadır. Dolayısıyla insan, hayat sermayesini maddi ve manevi kabiliyetlerini en iyi şekilde geliştirme yönünde kullanmak durumundadır.
Yaratıcımız olan Allah cc, Peygamberlerine dahi ebedi bir hayat vermediğini beyan etmektedir.
“Biz, senden önce de hiçbir beşere ebedîlik (ölümsüzlük) vermedik.” (2) Ancak buna rağmen bizler, her gün nicelerinin ölümünü görüp duyduğumuz halde, ebedi yaşayacakmış gibi dünya işlerine dalar gideriz. Hayatımızın meşgaleleri ceviz kabuğunu doldurmayacak işlerle doldu taştı. Yeri gelip geri baktığımızda kendimiz dahi güler olduk, üstün körü daldığımız o basit ve anlamsız işlere.
Bu çerçevede, bela ve musibetler imtihan vesilesi olduğu gibi, varlık ve zenginlik de imtihan vesilesidir. Belli bir zenginliğe ulaşanlar, o mallarının içinde, ihtiyaç sahiplerinin hakkının olduğunu (3) unutmamalıdırlar.
Allah nice hikmetlere binaen (4) böyle bir sistem kurmuştur. “Sevdiğiniz şeylerden başkalarına da vermedikçe, tam bir iyilik vasfına eremezsiniz. Her ne harcarsanız şüphesiz Allah onu bilir.” (5)
Yani, Allah yolunda infak edilen şeylerin, en güzellerden olması gerekir ki, zenginlik sebebiyle yapılan imtihanda muvaffak olunabilsin. Aksi halde Müslüman, zekat (6) ibadetini yerine getirmediği için kötüler arasına karışabilir. Bu da insanın ebedi hayatı için felaket olabilir.
Kimin ne ile sınanacağı belli olmaz. Kişi her daim haddini bilmeli ve Rabbi karşısında kulluk bilinciyle ibadetlerinde ihlâsa riayet etmelidir.
Kul eriştiği güzellikleri nimet olarak görmeli ve Rabbi’nden bilmelidir. Başına gelen bela ve musibetleri de kendi hata ve kusuruna yormalıdır. (7) “Sana güzellikten her ne ulaşırsa, bil ki Allah'tandır; kötülükten de başına her ne gelirse anla ki sendendir!” (8)
Hepimiz insan olarak, bazı iyi davranışlarımızın yanı sıra, hata ve kötülük de yapabiliyoruz. Ancak gerçek insanlık, hataların azaltılması ve güzelliklerin çoğaltılmasıyla mümkün olmaktadır.
İnsan potansiyel olarak iyi ve kötü arasında bir yerdedir. İç dünyasındaki çatışmaları iyiden yana yönlendirerek olgunlaşabilen kişi, gerçek insanlık boyutuna yükselebilir.
Kendini gerçekleştirerek nefsini kötülüklerden arındırabilen kişi, her iki âlemde huzur ve mutluluğa erebilir. Nitekim hidayet rehberimiz olan Kur’an da şöyle haber verilmektedir:
“Sonra da ona (insana) iyilik ve kötülük kabiliyeti verene and olsun ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir, kendini fenalıklara gömen kimse de ziyana uğramıştır” (9) İki cihanda da zarara uğramamak için her ne olursa olsun, haram ve kötülüklere bulaşmamak gerekmektedir.
Kötülüklerden uzaklaşıp iyiliklerle buluşabilmek için insan daima iradesine sahip olmalıdır. Zaten insanı, insan yapan iradesidir.
Kendini gerçekleştirme ve Rabbi katında iyi bir kul olma gayreti göstermeyenlerin, hayatı da anlamsızlaşır. Böyle kimselerin kalıcı bir eser bırakma ve iyi bir insan olma ihtimalleri düşüktür.
Çünkü yüce Yaratıcı, herkese değişik kabiliyet ve kapasiteler vermiştir. Herkes bu kapasitesini nasıl ve nerede kullandığından sorumludur. Bu kabiliyetleri insanlık ve Müslümanlık yararına kullanma stratejileri üretmek her şuurlu kimsenin vazifesidir.
Ne yarattığını en iyi Bilen, bizim maddî ve manevi ihtiyaçlarımızı da gayet iyi bilmekte ve bu hususta da; insan Peygamber, Kitap ve âlimler vasıtasıyla bize rehberlik yapmaktadır.
Bu ilahî rehberlikten istifade edilerek geliştirilecek stratejiler, ehil ellerde işlerlik kazandığı ölçüde, ferdi ve toplumsal problemlerimizin çözülme ihtimali de yükselecektir. Hayatımızı şekillendirecek kararlar verirken bir bilene sorma, istişare ve danışma kanalları daima açık tutulmalı, düşmeden önce düşünerek hareket edilmelidir.
Zira hayat bir imtihandır ve kimin ne ile denenip sınacağı belli olmaz. Bazıları varlık, bazıları yokluk, bazıları makam-mevki ve bazıları hastalık ve daha nice imtihan vesilesi ile sınanırlar...
“Her canlı ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilik ile deneyeceğiz; hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz” (10) Bu ayette Yaratıcımız, hayatımızın bir gün son bulacağını, ölüm gerçeğine dikkat çekerek vurgulamaktadır. Hayatın akışı içinde, her insanın bir şekilde imtihan edileceğini daha pek çok ayet beyan etmektedir.
İmtihanın boyutlarını daha iyi anlayabilmemiz için yüce Allah “Biz, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim diye yeryüzündeki her şeyi dünyanın kendine mahsus bir ziynet yaptık” (11) buyurmaktadır.
İnsanların günlük yaşayışlarına bakıldığında görülecektir ki; dünya hayatı ahirete göre peşin gibi gözüktüğünden, insanlar hesabı ve ebedi hayatı unutmuş bir tutum içinde yaşamlarını sürdürmektedirler.
İnsanî münasebetlerimiz, alış-verişlerimiz ve her türlü muamelemiz, bu gözle incelendiğinde, bunun pek çok örneği bulunabilecektir. Dinimizi sadece Allaha ibadet etmekle sınırlı görerek, sosyal ve beşeri münasebetleri göz ardı etmek, ahirette hesap verilmesi zor bir son hazırlaması da olasıdır.
Rabbimiz, bu noktada da rahmetiyle kullarını ikaz etmekte, “Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür; ölümsüz olan iyi işler ise Rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır” (12) buyurarak tercihlerimizi, kalıcı, güzel amellere yöneltmemizi emretmektedir. “Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (13)
Bu bağlamda yine en iyi nasihat edici ölümdür. Ölümden daha gerçekçi bir hadise yoktur. Çünkü dünyada iken edilen hataların bir şekilde telafisi mümkündür. İflas eden biri işe yeniden başlar toparlar bir süre sonra. Hasta olan ilaçlarını kullanır tedavisi gelebilir. Hapse düşen bir müddet yattıktan sonra çıkar v.s. Halbuki ölüm vaki olduğunda olmuş ve olacakların kaydedildiği defter dürülür, tövbe kapası ona kapanır, edeceği ameller kaldırılır. Artık geri dönüşü mümkün olmayan bir seyr-i âlem başlamıştır. İş bundan sonrasına kalıyor. Kıyamete dek kabrinde ya cennet bahçesinden bir bahçede konaklayacak ya da (her ne kadar dilimiz varmasa da durum maalesef böyle) cehennem çukurlarında bir çukurda inleyecek. Rabbim hepimizi muhafaza eylesin.
Dostlar, dostlar. Kıyamet sahnesinden sonra, o çok sevdiğimiz, ne ana baba bize bakar ne biz onlara. Kimse kimsenin derdiyle zerrece ilgilenmez, il-gi-le-ne-mez... Gözleri ve akılları vereceği nefsinin hesabından başka şeyi görmez olur. Akıllar tek noktaya irdelenmiştir artık orada: SONUM NE OLA? DEFTERİM HANGİ ELİMDEN VERİLE?
“İyilik yap denize at, balık bilmezse Hâlık bilir. Çünkü iyiliğe iyilik her kişinin, kötülüğe iyilik er kişinin kârıdır.” İnsan, dünyaya kabiliyetlerini geliştirerek, kötülüklerden uzaklaşmak ve en iyiyi yapmak suretiyle bu imtihanda başarılı olup olamayacağının sınanması için gönderilmiştir. Kötülüğü, iyilikle ortadan kaldırma prensibini uygulayarak ilâhî hoşnutluğu kazanma temennisiyle…
Hepiniz Baki olan Allah’a emanet olunuz.
KAYNAKLAR :
(1) Mülk Suresi 2. Ayet
(2) Enbiya Suresi 34. Ayet
(3) “Onların mallarında isteyen ve istemeyen yoksullar için bir hak vardı.” Zariyat Suresi 19. Ayet
(4) Bu duruma rabbimiz şu ayetle işarette bulunmaktadır. “Ey Muhammed! Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik. Birbirlerine işlerini gördürsünler diye biz onların bir kısmını diğerlerinden derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.” Zariyat Suresi 32. Ayet
(5) Ali İmran Suresi 92. Ayet
(6) “Söyle o iman etmiş kullarıma: "Namazı kılsınlar ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açık harcasınlar, kendisinde alım-satım ve dostluğun bulunmayacağı gün gelmeden önce.” İbrahim Suresi 31. Ayet
(7) Şu ayet bu sadette değerlendirilebilir. “Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. Bununla beraber Allah yine de çoğunu affeder.” Şûrâ Sûresi 30. Ayet
(8) Nisa Suresi 79. Ayet
(9) Şems Suresi, 8-10. Ayetler
(10) Enbiya Suresi 35. Ayet
(11) Kehf Suresi 7. Ayet
(12) Kehf Suresi, 7. Ayet
(13) Bakara Suresi 216. Ayet
|