Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Geri

...İNİLTİ... Bu yazıyı arkadaşıma yolla
Selamun aleykum değerli dostlar. Biryerde okuduğumuz bir yazıya inşallah âcizane bizde eklemeler yaparak size gönderiyoruz. Zatınızdan istirham ediyoruz ki, fırsat dâhilinde tefekkür ederek okuyalım.

“Kimselere Diyemedim, diyemem de” Sana diyeceklerimi.

Çünkü Sen, en büyük Sırdaşsın.

Öyle çok pazarlık ettim ki Seninle ey Rabb'im. Sen çağırınca, kendime ayırdığım vakitlerden çalındığını düşündüm. Ezan okununca, sevdiklerimle geçirdiğim zamanların azalmasından korktum, bir türlü sonu gelmeyen işlerimin aksayacağını düşündüm. Vakit girince, içim “cız” etti hep. Odamdan uzaklaştım, bıraktım işimi, bozdum keyfimi; öylece namaza durdum. Ayak diredim, “UYDUM NEFSİME, DİNLEDİM ŞEYTANI, az sonra kılsam da olur!” dedim. Fakat “az sonralarım” “çok sonralara döndü”, geç kaldım, geç kalmaktan da utanmadım. Şöyle, engin Ummanlara dalarak namazımı kılamadım. Böylesi ulvi bir ibadete beni layık gördüğün için, içli içli ağlayamadım. İki kaşımın arasına Kâbe’yi getiremedim. Kıldım işte ya, öylesine.

Sonunda ayaklarımı sürüye sürüye vardım huzuruna. Pazarlığımı vaktin daralmışlığını bahane ederek yeniden ileri sürdüm.

Kaçıyordu namaz ya; o yüzden çabucak kıldım, selam verdim, hemen kalktım, rahatladım. Oysa rahatlığı Sana borçluyum. Ağrımayan her bir dişim kadar huzur borçluyum Sana. Ya bütün dişlerim ağrısaydı, kim yardım ederdi ki Senden başka bana? Damarlarımın her bir noktasında pıhtılaşmayan kanım kadar sükûnet borçluyum Sana. O ince kılcal damara bir an da olsa kan gitmeseydi ne olurdu halim?

Tenimin kaşınmayan her bir noktası kadar rahatlık borçluyum Sana. Dişlerim ağrıyacak olsa her biri için harcayacağım zaman Senin. Kanım pıhtılaşıp damarlarım tıkanacak olsa, her defasında ızdırab ve korkuyla geçireceğim saatlerin hepsi de Senin.

Tenim her noktasında yırtılacakmış gibi acıyacak olsa, kendi kendime dar geleceğim huzursuz günler de Senin.

Gün oldu; usandım. Sabrımı tükettim; tükendim. Kendimi yontmaya heveslendim. Benden istediğin namaz için 10–15 dakikalık zamanı çok gördüm. Üstelik benden istediğini, benim için istediğini bile bile, çok gördüm, huzurunda huzursuz durdum. Fazla buldum namazın rekâtlarını; kısaltmak için bahaneler aradım.

Günümü delik deşik etmeni, işimin arasına kesintiler sokmanı, hayatımın ortasına duraklar koymanı, uykumu bölmeni lüzumsuz gördüm. “Beni bana bırak!’larla” durdum huzuruna; içim başka bir yerlerin türküsünü söylerken, ben seccadende, belki sadece bedenimle, öylece mıhlı kaldım. Oysa Sen, dileseydin dar edebilirdin zamanı bana! Bir uçurumun dibine, kimsenin görmediği bir yerde savrulmuş bir arabada çaresizce Sana yalvartıyor olabilirdin beni.

Kazadan kurtardıklarında, ambulanstaki yaralı halimdeki kalan vakitler benim için belki sadece dakikalardı, belki bu da yetmeyecekti. Belki ölümüme 5 dakika ya vardı, ya yoktu.

Korkulu bir savaşın orta yerinde ateş ve kan kusan bombaların altında günümü de, işimi de, uykumu da, hatta rüyalarımı da delik deşik etmelerini takdir edebilirdin. Düşmeyen bombalar kadar, uçuruma savrulmayan arabalar kadar genişlik borçluyum Sana.

İçten pazarlıktı benimkisi. Öyle içten ki kendime bile söyleyemedim. Gözlerimle birlikte gönlümü de secdene kilitlemeyi çok gördüm. Kendimi sıfırlamayı, benliğimi hiçe indirgemeyi beceremedim. Ensemde kaderin, yani ölümün her an gelecek sıcacık nefesini hissedecek o teslimiyetin vadisine inemedim. Acelem vardı; alnımı koyduğum gibi kaldırdım seccadeden. Bütün benliğimle aşağı inemedim. İşim vardı, secdemi isime zaman kazandım. Secdeye kalbimi de sığdırmaya çalışmadım.

Uykum vardı, secdemi sığ bırakıp uykumu derinleştirdim. İtirafımdır: Bencilliğimi de sırtıma alıp rükûlarda eritemedim. Bedenim eğilirken huzurunda, "ENROLUNDUĞUM GİBİ DOSDOĞRU OLma’nın ağırlığını sırtıma almayı erteledim. “Sırası değil!”di; “hele dur; sonra da olur!”du. En Sevgili'ni sav bir gecede ihtiyarlatan emri üzerime alınmadım. Oysa be ne rahatım! O nebinin, O sevgilinin, O gülünün uğruna yaratılmışım, O ise gece gündüz uyumadı. Ya ben? Öyle rahattım ki emrini aksatmakla, örtünmemekle. Sandım ki hiç huzuruna gelmeyeceğim. Sandım ki bu ömür bitmeyecek, hep böyle sürecek.

Sen dileseydin, çocuğumun hasta cılız nabızlarının eşliğinde, loş ve neşesiz bir yoğun bakim odasında, gözümü de gönlümü de, umutsuzca, çaresizce, ürpertiyle, korkuyla bir monitörün ekranına kilitleyebilirdin. Dileseydin, yeryüzünün sükûnetini bir anda kesip, küçücük bir duvar kıpırtısının gölgesinde, mini mini bir sarsıntının beklentisi içinde saçlarıma aklar düşürebilirdin. İçten pazarlık mı denir buna? Sen bilirsin Seninle ettiğim pazarlığı. Kendime sakladığım ve hatta kendimden de sakladığım sır bu. Dilime bile değdirmekten korktuğum, ağzıma almaktan utandığım öyle bir sır iste. Fısıldaması bile acı veriyor ya... Meselâ, uzayınca Fatiha, uzayınca sûre, heceler sanki özgürlüğe giden yolu taslar gibi kestikçe, “bitmez simdi bu namaz!” dediğim çok oldu. Ama içimden.
Kimseler duymadı. Bir Sen duydun beni ey Rabb'im. Sırrımı bir Sen bildin. Kendimi lüzumsuz hissederken seccadenin üzerinde, dudağım anlamına yetişemediğim kelimeler için oynarken, Sen beni söylediğimden fazlasıyla duydun, söyleyemediğimi de, dile getiremediğimi de bildin. Ruhumu alıp uzaklara gittiğim halde, bir bedenimi bıraktığım halde huzurunda, kovmadın beni, yakınlığında tuttun. Nerede ben AŞK? Nerede bende SEVGİ? Nerede bende YANGI, HASRET, MUHABBET. Böylemi sürecek bu serkeşlik, başıboşluk?

İtirafımdır; öyle anlatıldığı gibi özleyebilmeyi beceremedim henüz namazı... “Aradan çıkarmaya çalıştığım” oldu namazım. Geçiştirdim namazı. Bir “sorun”du çözdüm, hallettim. Selam verip sonra yaşamaya başladım... Hâlbuki asıl yaşamayı namazın içinde aramalıydım. Namazı, yaşamanın içine sızdırmalıydım oysa. Bilemedim. Kafa tuttum, ayak diredim, pazarlık ettim; ama Sen utandırmadın, yine, yine, yine beni huzuruna aldın beni. Her secdede rahmetinle okşadın alnımı.

Her rükûda "aferinler" fısıldadın gönlüme. Her vakitte yeni bir sayfanın aklığına çağırdın ruhumu.

Eksikte olsa namazım,
Yüzüme vurmadın.
Azarlamadın.
Aşağılamadın.
Hepten umut kesmedin benden.
Yok saymadın.
Utandırmadın.
Pazarlık ettiğimi Seninle bir Sen bildin ey Rabb'im.
Kimselere söylemedin.
Sırdaşım Sensin, bir Sana açabilirim içimi, bir Senin beni ayıplamandan korkmam.
Ben iste böyleyim; yine "bana ait"lerin hesabındayım.
Başka kime söyleyeyim?
Başka kimin anlayışından medet umayım?

Bugün son olsun Allah’ım. Lütfet ki bugün yeniden doğmuş olayım. Gerçi bunu bile bahşettin. Server-i Cihan Efendimizin sav mübarek dilinden nice dualar müjdelendi. “O duaları kim okursa anasından doğmuş gibi temizlenmiş olur.”

Biz seni sevemedik Allah’ım. Hâlbuki hep diyorduk “Seni seviyoruz Allah’ım!” Sevseydik böyle olmazdık. Sevgileri hep yalanlarda aradık. Çok çalışmakta, dünyada aradık sevgileri. Onu da bulamadık ya! Ne Seni bulabildik, ne dünyayı kazanabildik. Oysa Sen bize “çalışmayın” diye de emretmedin! “Beni unutmayın, rızkınızı arayın” buyurdun. Ömür tükettik, hâlâ “ileri, ilerisi” deyip durduk. Kim bilir? Azrail as kaç defa hemen yanı başımızdan geçmiştir de, biz onu fark etmedik. Belki de etmezlikten geldik. Kucağımızdan, kollarımızdan sevdiğimizi almıştır. Sevdiklerimizin tabutta cansız bedenine, yumulmuş gözlerine, mezar çukurunda hareketsiz bedenine baktıkta, günün birinde sıra bana gelir diye düşünmedik. Düşünseydik böyle olmazdık. Omuzlarda taşıdığımız tabutların sayılarını unuttuk. Ama gün gelirde bizde tabuta gireceğimizi de unuttuk.

Sana her şeyi anlatmaya ne hacet Allah’ım! Anlatsam da anlatamasam da sana her şey ayandır. Sana anlatışım itirafımdır. “Ne olur. Beni bana bırakma” yalvarmasıdır. Yevm-i Mahşerde ki halimin ne olacağını az çok tahmin edişimdir. Sana sayabileceğim günahım, belki birkaç yüzü geçmez aklıma gelebilecek olan. Oysa biliyorum ki, her saniyem günahlarla dolu. Peki, ben Senden başka kime gideyim Allah’ım? Sen benim, ömrünün her saniyesini, işlediğim her halimi, isyanlarımı, emirlerine itaatsizliklerimi, günahlarımı tane tane biliyorsun. Nice kişilerden, en yakınımdan, eşimden, evladımdan, anamdan, babamdan sakladığım, öğrenilirse çok utanacağım günahlarım var benim. Oysa Sen onu yaymadın. Set tar’sın çünkü. Duydum ki sen günahlara aldırmazmışsın. Duydum ki Sen, “Ömründe hiç namaz kılmayıp, günün birinde kılma sevdasına düşsem, ama ömrüm yetmeden bir vakit dahi kılamasam ölsem, (O beni kulumdur, bana döndü ya nihayet, alın onu cennetime, gönlünü okşayın, nimetlerle perverde edin, sevindirin)” buyurmuşsun.

!!!

Ya Rabbi! Öyle bir kelime yaratsan ki onunla sana şükredeyim, onunla bu müjdene mukabele edeyim, haykırayım, yanayım, tutuşayım.

SEN VARSIN ALLAHIM,
SEN BİRSİN ALLAHIM.
SEN SEVİLMEYE LAYIK TEK RAB’SIN ALLAHIM.
SENDEN BAŞKA İLÂH YOK.
BENİ, BEDENİMİ, GÖRDÜĞÜM GÖRMEDİĞİM HERŞEYİ SONSUZ KUDRETİNLE YARATAN SENSİN ALLAHIM.
HAMDLER SANADIR, ŞÜKÜRLER SANADIR, LAKİN YETERLİLİĞİNDEN ACİZİZ.
BIRAKMA BİZLERİ, ESİRGE CÜMLEMİZE. SEVDİKLERİMİZE, ÜMMETİ MUHAMMEDE.
HESAPLARIN BİR BİR GÖRÜLECEĞİ ANDA, HESAPSIZ CENNETİNE BİZLERİ DÂHİL EYLE.
UTANDIRMA, SIKTIRMA, DARALTMA, BUNALTMA…
“YETER ARTIK BİTSİN BU İŞKENCE!” DEDİRTME…
UMUYORUZ Kİ ACİZÂNE BİZLERE DUA ETTİRDİN YA, BU ÜMİDİMİZİ ARTTIRYOR.
ÇÜNKÜ SEN: “VERMEK İSTEMESEYDİN, İSTETMEYİ VERMEZDİN.”

***
SUBBÜHÜN, KUDDÜSÜN RABBÜNA VE RABBÜL MELAİKETİ VERRUHİ.
***

Allaha emanet olunuz efendim.

Selamun aleykum.

Şikayet et

Tarih: 03.10.2006 12:51 - Okuma Sayısı: 899 - Yazının Puanı: 0 - Yazar: Bu yazıyı arkadaşıma yolla

Gösterilen Yorumlar 0 - 0 / 0

Yorum ekle

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim