Dusler Sokagi
Üye Girişi | Üye ol | Üye Arama | Üyelik Problemleri
Ana Sayfa
Sen ne yapiyorsun ?
Geri

memleket mektupları Bu yazıyı arkadaşıma yolla
YOKSUL ÖLÜM

SAKİ 13 Şubat 2005 ALAÇAM



Toprak dipten doruğa kaynıyordu. Aşağıdan yukarıya doğru insanı bunaltan, yakan boğucu temmuz, yine kavurucu sıcaklığını köyün üstüne yaymış; herkesi, her şeyi bunaltmıştı. Güneş tam tepeye varmış keskin oklarını Koma Veyis köyü üzerine boşaltıyordu. Dışarıda tek bir yaprak bile kımıldamıyordu.
Yabanda yazıda çalışanlar o kadar çok bunaldılar ki, kimi tarlasının içindeki ağaçların gölgesine, kimi de tarlasına kurduğu hollerin dibine girip biraz olsun rahatlamak, dinlenmek ve kızgın öğle sıcaklığını atlatmak için uykuya daldı. Zaten köydeki tarlada, yabanda doğru dürüst bir ağaç bile yoktu. Binbir eziyet ve zahmetle yetiştirilen birkaç ağaç ve üzüm bağından başka köyün yeşilliği yok gibiydi. Otlar erkenden sararır, yazı erkenden sarıya boyanırdı.
Koma Veyis köyü, yedi haneli, küçücük bir köy olmasına rağmen kalabalıktı. Çünkü her evde en az on, on bir kişi yaşardı. Bu köyün insanları uzaktan veya yakında mutlaka bir şekilde akrabaydı. Köyde okul olmadığı için köyün çocukları ve gençleri okullar açılınca oraya buraya eş dost, akraba yanına gidiyorlar ya da kilometrelerce uzaktaki köylere yağmur çamur demeden yürüyerek gidip geliyorlardı.
Köyde okula gitmeyen tek çocuk Tekin'di. O, beşinci sınıfı bitirdikten sonra evde kalıp babasına yardım etmek ve çok istediği evlerin inşaatını bir an önce bitirmek istiyordu. Tekinler on bir kardeşti, anne ve babasıyla beraber hepsi üç gözlü küçücük bir evde, her şey darmadağınık bir halde yaşıyorlardı. Çocuklar büyüdükçe bu durumdan çok rahatsız olmaya başladılar. Tekin,evin bir an önce bitmesi için var gücüyle çalışıyordu. On beş yaşında olmasına rağmen, babasının köylerden topladığı danalara kışın ahırda bakıyor, ilkbaharda onları yabanda, çayırlarda otlatıyor,yazın da rençber olarak tarlalarda dur durak bilmeden çalışıyordu. Yorgun bir günün ardından yine deliksiz uykusuna dalmıştı Tekin.
Annesi Pakize sabahın alaca karanlığında Tekin'in yatağına gitti. Oğlunun yüzüne baktı, yorgun oğlunu önce kaldırmaya kıyamadı; çünkü dün bütün gün tarladaydı. Sonra yavaşça elini oğlunun omzuna koyup salladı:
-Tekom, kalk sabah oldu anası kurban. Ben danaları çeşmeye götürüp yabana bırakacam, sen de peşimden gel. Tamam mı oğlum?
Tekin, yorganı üstünden atıp yavaşça yatağa oturdu:
-Ana, bugün danalara çocukları gönder. Ben Sadık amcalara buğday taşımaya gidiyorum.
-Tekom, gitme oğlum! Sen römorku yükleyemezsin, hem günlerdir çok yoruluyorsun. Bu iş, yabanda dana otlatmaya benzemez.
-Aman ana, sanki hiç bu işi daha önce yapmadım.
-Bu ev seni mahvetti oğul! Son zamanlarda iyice eridin.Senin, bu yaşta bu kadar çalışmana dayanamıyorum. Ev de istemiyorum, bu evi niye bu kadar çok istiyorsunuz ki...deyip kapıya yöneldi, eşikte durup bir süre oğluna baktı, sonra yavaşça dışarı çıktı. Kapıda Tekin'in babasını çeşmeye doğru gittiğini gördü ona öfkeyle seslendi:
-Veyso, bu ev sevdasının sonu inşallah hayırdır. Çocuğa yazık etme Veyso!
-İşine git be kadın,sabah sabah bu ne çene!
Pakize söylenerek çepere yaklaştı, çeperden uzunca bir değnek alıp ağır vücudunu iki yana salayarak Veyis'in yanından hızla geçip yalakta su içen danalara olanca hızıyla vurup onları su başından uzaklaştırmaya çalışırken sanki bütün öfkesini danalardan alıyordu. Danalar can havliyle koşuşturuken Veyis'in böğürtüsü duyuldu:
-Delirdin mi kadın, sabah sabah danalardan ne istiyorsun? Bırak da suyu içsinler.
Pakize, Veyis'in sesine daha da sinirlenmiş, danalara daha sert vurmaya başlamıştı.
Tekin dışarıdaki sesle uyandı, üstünü giyinip dışarıya çıktı. Sabahın alacakaranlığı köye yeni yeni yayılmış, ahırlardan çıkarılan hayvanlar köyün tek çeşmesi olan evlerinin yanındaki çeşmeye doğru getiriliyordu. Babası elini yüzünü yıkayıp kapıdaki küçük iskemleye oturmuş, bir yandan uzaklaşan danalara bakıyor, bir yandan da Pakize'ye söyleniyordu.Tekin ile babası arasında her zaman sessiz bir diyalog vardı. Tekin eşikte durup bir süre annesini izledi, sonra babasına baktı. Annesi durmadan elindeki değneği sallıyordu, babası da öfkeden kudurmuştu adete. Olanları tahmin etmek o kadar zor değildi Tekin için. Anne ve babası her zaman olduğu gibi kavga etmişlerdi.
Tekin hiç konuşmadan babasının önünden geçip çeşmeye gitti, elini yüzünü yıkayıp evlerinin az ötesindeki Sadık amcasının evine doğru yürüdü..
Tarlaya gidecek olanlar kısa zamanda Sadıkların bederlerinin üstünde toplanmaya başladılar.
Herkeste uyku mahmurluğu ve yaz yorgunluğu vardı. Köylünün kaderidir bu... Çünkü yaz aylarında köylü yabanda yazıda, bağda bahçede günlerce durup dinlenmeden önce ekinleri biçer, sonra onları tarlada yığınlar daha sonra bederlere taşır en son patoza vurur. Bu durum durup dinlenmeden sabahın alacakaranlığında tekrar yeni bir gün için aylarca devam eder.
Köyün tek traktörü olan "Beyaz Traktör" bederin üstüne geldiğinde Ali,Nail, Tekin ve Sadık'ın oğulları Hüseyin ile Atilla bederin üstünde bekliyorlardı. Kimse römorka binmedi, herkes şoförün sağ ve sol tarafındaki çamurluğa oturmaya başladı.Çamurlukta yer kalmadığı için Nail de de römork ile traktörü tutan demirin üstüne binip arkadan çamurluğa tutundu.
Şoför, Tekin'in son zamanlarda çok yorulduğunu, zayıf bedenine gereğinden fazla yüklendiğini biliyordu. Bunu için amcasına bile için için kızıyor ; fakat kimseye bir şey diyemiyordu. Motoru çalıştırmadan önce Tekin'e dönüp:
-Tekin, hadi senle Atilla römorka geçip oturun, burası çok kalabalık oldu; orda daha rahat edersiniz .
-Yok amca , ben sıkı tutunurum. Zaten römorkun tak tuku insanın içini dışına çıkarıyor. İsteyen varsa gitsin. Ben sabah sabah aç mideyle oraya binmem.
-Peki peki, sıkı tutun öyleyse.
Henüz kimse uyku mahmurluğunu üstünden atamadığı için kimsede ses yoktu, sadece traktörün arkasına takılı olan römorkun tak tukları sabahın bütün köyü çınlatıyordu. Şafak sökmeden buğday tarlasına ulaştılar. Traktörden tarlanın kenarındaki ilk yığının yanına gelip durduğunda herkes yere atladı. Kimi yabayı eline aldı, kimi römorka çıktı. Tekin'e de dağılan sapları tırmıklamak düştü. Sabahın serinliğiyle römorku çabucak doldurup köyün yolunu tuttular. Öğle sıcağına kalmamak için çok çabuk hareket ediyorlardı. Römorku bedere boşaltıp kahvaltıya oturdular.Bir taraftan kahvaltı ediyorlar bir taraftan da durmadan şakalaşıyorlardı, sabahki mahmurluktan eser kalmamıştı. Tekin ağır ağır yutkunuyordu, sanki yemek istemiyor gibiydi. Sadık :
-Aferin Tekom! Babanla evi epeyce çıkmışsınız. Şunu bitirince artık rahat bir soluk alırsınız.
-Bitmek bilmiyor be amca! Birinci kat tamam da daha ikinci katın çok işi var. Biz de mahvolduk, durmadan çalışıyoruz bir an önce altına girelim diye.
-Çoğu gitmiş azı kalmış oğlum, kısmetse onu da bitirirsiniz.Güç olmasın da geç olsun, ne çıkar...
-Ne bileyim amca, sabahtan akşama kadar durmadan çalışıyoruz. Sonu inşallah hayırlı olur.
-Olur oğlum, olur, sen tasa etme.
Tekin ne bileyim dercesine başını yana doğru salladı.
Kahvaltıdan sonra hiç durmadan tekrar yola koyuldular. Güneş tam tepeye yerleşmişti. Üçüncü seferden sonra sıcaktan bunalmaya, şıpır şıpır terlemeye başladılar.
Hüseyin:
-Bu ne berbat bir hava, herhalde yılın en sıcak günü bugün.
Tekin elindeki tırmığı bırakıp römorkun üstündeki buğdayı iple bağlayanları sessizce izlemeye başladı. Bağlama işi bittikten sonra traktör ağır yükten dolayı yavaş yavaş köye yöneldi.
Tarladan gelenler o kadar çok yorulmuştu ki römorku boşaltmadan eve hücum ettiler, buğdayı boşaltma işi kadınlara kaldı bu sefer.
Öğle yemeğinde herkesin çok sevdiği tavuk suyuyla yapılmış sarımsaklı bulgur pilavı ve kızartılmış tavuk, salata yanında da tulum ayranı vardı. Bu ziyafet yorgunluğu ve bunaltıcı sıcaklığı biraz olsa azaltsa da Tekin hala çok yorgundu. Öyle ki yorgunluğu Sadık'ın gözünden kaçmadı:
-Niye yemiyorsun Tekin, yoksa bir şey mi istedin?
-Hayır amca, çok yorulmuşum da.
-Yemeğini ye de biraz yatıp dinlenirsiniz. Zaten bu sıcakta tarlaya da gidilmez. Dışarısı yanıyor. Allah yabandakilere acısın.
Yemek bittikten sonra herkes bir yerlere kıvrılıp uzandı. Tekin pencerenin dibindeki sedire kıvrıldı. O kadar yorgundu ki hemen daldı. Uyandırıldıklarında epeyce zamanın geçmiş olduğunu fark etti Tekin ;fakat hiç uyumamış gibiydi. Uyumak istiyordu, ama nafile kalkmak gerekiyordu. Hiç konuşmadan ağır ağır kalkıp traktöre bindi. Hava sanki biraz serinlemişti. Tekin yine de tam olarak kendine gelememişti.
Traktör köyden ayrıldıktan ikiyüz, üçyüz metre sonra birdenbire durdu. Acı bir çığlık koptu. Şoförün "Tekin, Tekin!" diye inleyen gür sesi köy halkının aşağıya doğru akın etmesine sebep oldu. Kısa sürede tarlada, evde, davarda kim varsa traktörün başına yığıldı.
Tekin'in cansız bedenini birkaç kişi kucaklayıp en yakındaki evin kapısının dibindeki dut ağacının gölgesine battaniyenin üzerine boylu boyunca uzattılar.
Veyis, danaları dışarıya çıkardığı için kazayı duymuş, hemen oraya koşmuştu. Tekin'i boylu boyunca yatıyor görünce hemen yanına , başını iki eliyle yavaşça kucağına aldı, kulağını göğsüne dayadı. Etraftaki gürültüye, birbirine sorulan meraklı sorulara:
-Susun, Allah aşkına bir susun! dedi.
Tam o sırada Pakize iri yarı, hantal vücuduyla kalabalığı yarıp bütün gücüyle:
-Tekom yaşıyor, değil mi Veyso! Tekom yaşıyor değil mi! diye yalvaran yaşlı gözlerle Tekin'e eğildi.
Veyis başını yavşça Tekin'in göğsünden alıp bembeyaz olan yüzünü Pakize'ye doğrultu, yarı duyulur boğuk , acı bir sesle:
Gitmiş,gitmiş diyerek elini Tekin'in gözlerinin üstüne kapattı.
Pakize ftraftaki herkesin yüreğini paramparça eden acı ve öfke dolu bir çığlıkla gözlerini Veyis'e dikip:
-Tekom'u sen öldürdün, kahrolasıca evin öldürdü Veysoooo! Diyerek dev gibi vücudunu oğlunun yanına serdi.
http://www.kuzeydetutun.org/section.asp?sid=6







Şikayet et

Tarih: 15.06.2005 10:25 - Okuma Sayısı: 630 - Yazının Puanı: 0 - Yazar: aşkiya Bu yazıyı arkadaşıma yolla

Gösterilen Yorumlar 0 - 0 / 0

Yorum ekle

Şiirler | Hikayeler | Komik Hikayeler | Anılar | Güzel Sözler | Fıkralar | Ekart | Nostalji | Yigit Özgür Karikatürleri

Etiket | Forum | Gezi Rehberi
Copyright © 2005 DuslerSokagi.com. Bir eğlence sanatı. | iletisim: iletişim